TUVALET SORUNU
Sağlıklı beslenen, uyku ihtiyacını düzenli bir şekilde gideren bir çocuğun temizlik alışkanlığını zamanında kazanması aile tarafından beklenen bir durumdur. Temizlik veya tuvalet alışkanlığı kazandırılamayan çocuklarda sıklıkla görülen sorunlar: alt ıslatma ve dışkılama bozukluklarıdır.
Genellikle çocuklar iki yaş dolaylarında çişlerini tutmayı öğrenirler. Ancak çocukların bir kısım 2-3 yaşlarına kadar gündüz, 3-5 yaşlarına kadar da gece zaman zaman altlarını ıslatırlar. Çocuğun 5 yaşından sonra altını ıslatmasına enuresis denir. Alt ıslatma sadece gündüz (enuresis diurna), veya sadece gece (enuresis nocturna) olabileceği gibi, hem gece hem gündüz (mixte enuresis) olabilir. Bazı çocuklarda doğumdan itibaren hiç temizlenmeden altını ıslatma (primer enuresis) görülürken, bazılarında belli bir süre temizlendikten sonra altını ıslatma (sekonder enuresis) görülür.
İstatistiklere göre çocukların % 10-15'inde, ergenliklerin de % 2'sinde saptanan altını ıslatmaya erkeklerde, kızlardan iki kat daha sık rastlanmaktadır. Son çocuklukta veya ergenlikte kaybolduğu dikkati çeken altını ıslatma, asabi çocuklarda ve uyum güçlüğü gösterenlerde daha asık görülmektedir. Derin uyku, altını ıslatan çocukların belirgin bir özelliği olarak kabul edilmektedir. Bu çocukların ailelerinin bir kısmında da, altını ıslatmanın görüldüğü bilinmektedir. Alt ıslatmanın türü ve sıklığı ne olursa olsun, bunun nedenleri araştırılmalıdır. Genellikle bu nedenler; bedensel ve psikolojik olmak üzere iki grupta toplanabilir. Fizyolojik nedenlerin primer enuresiste daha etkili olduğunu vurgulayan tıp uzmanlarına göre, böbrek ve idrar yollarındaki rahatsızlıklar ve iltihaplanmalar, tiroid ve hipofiz yetersizlikleri, gece gelen epilepsi nöbetleri ve sinir sisteminin gelişimini engelleyen nörolojik bozukluklar, alt ıslatmanın bedensel nedenlerindendir.
Şiddetli heyecanlar, korkular, okula başlama nedeniyle anneden kopma gibi duygusal şoklarla, bir kardeşin doğumu, anne baba geçimsizliği, aileden aşırı veya yetersiz ilgi görme gibi durumlar da alt ıslatmaya yol açabilen psikolojik nedenlerdendir. Alt ıslatmadan daha az görülen dışkı kaçırma da tuvalet alışkanlığını kazanmamış olan çocuklarda görülen, ailelerin kabus olarak nitelendirdiği bir başka sorundur.
Araştırmalara göre, dışkı kaçırma, aşırı titiz annelerin çocuklarında, stresli ve gergin bir aile ortamında büyüyen çocuklarda, çok küçük yaşlarda tuvalet alışkanlığı kazandırılmak istenen çocuklarda, daha sık rastlanan bir sorundur. Alt ıslatmaya yol açan bedensel ve psikolojik nedenlerin, dışkı kaçırmada da etken oldukları gözlemlenmektedir. Alt ıslatma da, dışkı kaçırma da anne-babanın anlayışlı, sabırlı ve kararlı yaklaşımı ile giderilebilecek sorunlardır.
Altını ıslatan veya dışkı kaçıran çocuğu alay, tehdit, azar ve dayak gibi yöntemlerle eğitmek ne kadar hatalı ise, aşırı koruma, acıma, aşırı ilgi gösterme, bebek muamelesi yapma gibi yöntemlerle eğitmek de o kadar hatalıdır. Bezlenme çağını geçmiş bir çocuğu bezlemek, onu sık sık yıkayarak onda iğrenme duygusu yaratmak, utandırmak, bu özelliğinden ötürü arkadaşlık kurmasını engellemek, misafirliğe gitmesini önlemek, üşütür endişesi ile aşırı korumak, spordan mahrum etmek, sorununa aşırı ilgi göstermek, kaçınılması gereken eğitimsel hatalardır.
23 Eylül 2013 Pazartesi
UYKU SORUNU
Çocuğun sağlıklı büyümesinde, dengeli beslenmenin rolü ne kadar büyükse, düzenli uykunun önemi de o kadar büyüktür. Belli saatlerde, belli sürelerde uyumayı öğrenmek, belli saatlerde belli miktarda yemeyi öğrenmek gibi, okul öncesi dönemde kazanılması gereken alışkanlıklardandır. Zamanında uyuyan, uykuya giderken olay çıkarmayan, uyuduktan sonra sık sık uyanmayan çocuk rahat büyük, sağlıklı gelişir. Oysa uykusu düzensiz olan, gece geç saatlere kadar yatmamakta direnen, yetişkini saatlerce yatağının başında esir tutan, oyun ve masalsız uyumayan, uyuduktan kısa bir süre sonra uyanan geceyi anne-baba yatağında geçiren çocuk, ailesi için problem çocuktur. Çocuğun akşamları vaktinde uyumaması, anne ile babanın baş başa kalacakları sırada onları huzursuz etmesi, geceleri anne-baba yatağını paylaşması, çoğu zaman evde sorun yaratır, bu sorun çoğunlukla anneyi yorar, zaman zaman da anne-baba ilişkilerini zedeler.
Uzmanlara göre, geceleri uyuma konusunda güçlük çıkaran çocuklar, genelde asabi, öfkeli ve hırçın çocuklardır, gündüzleri de huzursuz ve aşırı hareketlidirler. Bu çocuklarda büyük bir enerji vardır, bunlar yorulmak bilmezler, yorulsalar da dinlenmeye ihtiyaç duymazlar, bu çocukların yoruldukça uykuları kaçar. Bunlar ya anne-babanın yatmasını beklerler, ya da beklenmedik bir anda bir köşede uyuyakalırlar, ancak uykuları kısa süreli ve huzursuzdur.
Uyku sorunu olan çocukların incelenmesi göstermiştir ki, bu sorun nadir hallerde bedensel veya nörolojik bir nedenden kaynaklanmakta, pekçok vakada uyku bozukluğu psikolojik nedenlerden kaynaklanmaktadır. Psikolojik kökenli uyku bozuklukları, çocuğun üzerine fazla düşülen veya çocuğa yeterli ilgi gösterilmeyen evlerde, uyku konusunda aşırı titiz, katı ve otoriter olan ailelerde yaygındır. Yine kalabalık ve gürültülü ortamlarda, anne-baba geçimsizliğinin yoğun olduğu evlerde, kardeş kıskançlığının görüldüğü ailelerde, uyku sorununa sıklıkla rastlanmaktadır.
Uyku bozukluğu olan bazı çocuklar karanlıktan ve yalnızlıktan korkarlar, bu çocuklar akşam uyku saati gelince huysuzlaşmaya başlarlar. Yalnız yatmak istemezler, uyuyuncaya kadar yanlarında birini ararlar, yanlarındaki kişi odayı terk eder etmez uyanırlar. Bu çocuklardan bazıları parmak emerek, yorgan veya yastığın ucunu kemirerek, sallanarak veya mastürbasyon yaparak uykuya giderler. Bazı çocuklar uykuya daldıktan bir süre sonra ağlayarak uyanırlar, gördükleri kâbusun etkisinde kalırlar, tekrar uyumakta güçlük çekerler. Bu durum karşısında bazı aileler çocuğu sallayarak veya kucakta dolaştırarak uyutur, uyuması için her kaprisine göz yumarlar, böylece çocuğun uyku alışkanlığını kazanmasını engellerler. Bazı aileler de çocuğun karanlık veya yalnızlıktan korktuğunu kabullenmez, uyku konusunda çocuğa baskı yaparlar, böylece çocuğun ürkekliğini ve tedirginliğini pekiştirmiş, uyku alışkanlığını da kazandıramamış olurlar. Oysa uyuyamayan çocuğu anlayışla ele alıp, uyuyamama nedenini araştırarak, onu yalnız uyumaya alıştırmak için çaba harcasalardı, uyku bozukluğu belki de bir süre sonra giderilmiş olacaktır.
Çocuğun uykusunu düzenleme konusunda anaokulunda yapılabilecekler:
Çocuğun ilk günden itibaren uyumasın istememek
Uyku konusunda çocuğu zorlamamak
Okula uyumunu sağladıktan sonra, çocuğun uyumasını değil de dinlenmesini istemek, gözlerini kapatmadan uzanarak dinlenmesini sağlamak
İstirahatta iken çocuğa ilgi göstermek, sorununu keşfetmek için onunla sohbet etmek
Uyku odasını düzenlemede onun öğretmene yardımcı olmasını sağlamak
Dinlenmenin yararını tartışmak
Dinlenmediğinde yeterince güçlü olamayacağından, bazı faaliyetlere katılamayacağını anlatmak
Uykudan önce gerginliğini atlatmasına ve rahatlamasına fırsat vermek
Çocuğun gerginliğini veya korkusunu gidermek için çeşitli yaratıcı faaliyetlerden, su oyunlarından, dramatik oyunlardan yararlanmasını sağlamaktır.
Çocuğun sağlıklı büyümesinde, dengeli beslenmenin rolü ne kadar büyükse, düzenli uykunun önemi de o kadar büyüktür. Belli saatlerde, belli sürelerde uyumayı öğrenmek, belli saatlerde belli miktarda yemeyi öğrenmek gibi, okul öncesi dönemde kazanılması gereken alışkanlıklardandır. Zamanında uyuyan, uykuya giderken olay çıkarmayan, uyuduktan sonra sık sık uyanmayan çocuk rahat büyük, sağlıklı gelişir. Oysa uykusu düzensiz olan, gece geç saatlere kadar yatmamakta direnen, yetişkini saatlerce yatağının başında esir tutan, oyun ve masalsız uyumayan, uyuduktan kısa bir süre sonra uyanan geceyi anne-baba yatağında geçiren çocuk, ailesi için problem çocuktur. Çocuğun akşamları vaktinde uyumaması, anne ile babanın baş başa kalacakları sırada onları huzursuz etmesi, geceleri anne-baba yatağını paylaşması, çoğu zaman evde sorun yaratır, bu sorun çoğunlukla anneyi yorar, zaman zaman da anne-baba ilişkilerini zedeler.
Uzmanlara göre, geceleri uyuma konusunda güçlük çıkaran çocuklar, genelde asabi, öfkeli ve hırçın çocuklardır, gündüzleri de huzursuz ve aşırı hareketlidirler. Bu çocuklarda büyük bir enerji vardır, bunlar yorulmak bilmezler, yorulsalar da dinlenmeye ihtiyaç duymazlar, bu çocukların yoruldukça uykuları kaçar. Bunlar ya anne-babanın yatmasını beklerler, ya da beklenmedik bir anda bir köşede uyuyakalırlar, ancak uykuları kısa süreli ve huzursuzdur.
Uyku sorunu olan çocukların incelenmesi göstermiştir ki, bu sorun nadir hallerde bedensel veya nörolojik bir nedenden kaynaklanmakta, pekçok vakada uyku bozukluğu psikolojik nedenlerden kaynaklanmaktadır. Psikolojik kökenli uyku bozuklukları, çocuğun üzerine fazla düşülen veya çocuğa yeterli ilgi gösterilmeyen evlerde, uyku konusunda aşırı titiz, katı ve otoriter olan ailelerde yaygındır. Yine kalabalık ve gürültülü ortamlarda, anne-baba geçimsizliğinin yoğun olduğu evlerde, kardeş kıskançlığının görüldüğü ailelerde, uyku sorununa sıklıkla rastlanmaktadır.
Uyku bozukluğu olan bazı çocuklar karanlıktan ve yalnızlıktan korkarlar, bu çocuklar akşam uyku saati gelince huysuzlaşmaya başlarlar. Yalnız yatmak istemezler, uyuyuncaya kadar yanlarında birini ararlar, yanlarındaki kişi odayı terk eder etmez uyanırlar. Bu çocuklardan bazıları parmak emerek, yorgan veya yastığın ucunu kemirerek, sallanarak veya mastürbasyon yaparak uykuya giderler. Bazı çocuklar uykuya daldıktan bir süre sonra ağlayarak uyanırlar, gördükleri kâbusun etkisinde kalırlar, tekrar uyumakta güçlük çekerler. Bu durum karşısında bazı aileler çocuğu sallayarak veya kucakta dolaştırarak uyutur, uyuması için her kaprisine göz yumarlar, böylece çocuğun uyku alışkanlığını kazanmasını engellerler. Bazı aileler de çocuğun karanlık veya yalnızlıktan korktuğunu kabullenmez, uyku konusunda çocuğa baskı yaparlar, böylece çocuğun ürkekliğini ve tedirginliğini pekiştirmiş, uyku alışkanlığını da kazandıramamış olurlar. Oysa uyuyamayan çocuğu anlayışla ele alıp, uyuyamama nedenini araştırarak, onu yalnız uyumaya alıştırmak için çaba harcasalardı, uyku bozukluğu belki de bir süre sonra giderilmiş olacaktır.
Çocuğun uykusunu düzenleme konusunda anaokulunda yapılabilecekler:
Çocuklarda Yeme Davranışı ve Aile Tutumları
Çağımızın en önemli sağlık problemlerinden biri olan yeme bozuklukları ve kilo problemleri(aşırı zayıflık veya aşırı kilo) çocukluk döneminde yerleşmeye başlar ve zaman ilerledikçe aşılması güç bir engel haline gelir. Yeme davranışındaki bozukluklar, fiziksel ve psikolojik değişimler, aile yeme davranışı ve sağlık algısı, aile içi ilişkiler ve ebeveyn tutumu, duygu durumdaki değişimler ve çevresel faktörlere bağlı olarak ortaya çıkar. Yeme problemleri erken çocuklukta başlayabilir ve zaman içerisinde şekil değiştirebilir. Çocukluk dönemi yemek seçme, az yeme, belli yiyeceklere takılıp kalma veya aşırı yeme zaman içerisinde kendiliğinden ortadan kaybolabildiği gibi ergenliğe doğru fiziksel, psikolojik, duygusal ve çevresel değişimlerle aşırı zayıflık takıntısından duygusal aşırı yeme problemlerine kadar olan bölmedeki çeşitli yeme bozukluklarına dönüşebilir. O nedenle yeme problemlerini sadece dönemsel değil uzun vadede değerlendirmek gerekir. Bu problem erken önlem alınmazsa çocukların şimdiki ve gelecekteki hayatlarını fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak olumsuz yönde etkiler. Çocuklardaki yeme bozukluklarına baktığımızda en önemli olarak tanımlayabileceğimiz bozuklukları şu şekilde sıralayabiliriz.
- Yemek Seçme ve Sınırlı Beslenme
- Yemek Yemeyi Reddetme/Az Yeme
- Yeme Fobisi
- Aşırı Yeme
Yemek Seçme ve Sınırlı Beslenme
Genelde okul öncesi çocuklukta görülür. Yemek seçme ve daha çok belli yiyeceklere odaklanma en belirgin özellikleridir. Aileler çocuklarına sebze ve meyve yeme alışkanlıkları kazandırmaya çalışırken çocuklar genelde tercihini patates kızartması, köfte, makarna, çikolata gibi yiyeceklerden yana yapar. Anne ve babalar çocuklara zorla farklı yiyecekler yedirmeye çalışırlar ama bu çaba genelde boşa çıkar. Aile sebze ve meyve gibi sağlıklı besinleri yedirmeye direttikçe çocuk karşı çıkar ve aslında bir anlamda kontrolü ele almaya başladığını kanıtlamaya çalışmaktadır. Eğer aile bu konuda çok fazla üzerine düşerse çocuk bu davranışı sırf kontrolü ele almak , ilgi çekmek için devam ettirebilir.Neler Yapılabilir?
- Sabırlı olun, zorlamak bir sonuç vermeyecektir.
- Sevmediği yiyecekleri sevdiği yiyeceklerle verin örneğin sebzeli hamburger yapın. İlla sebzeyi sebze yemeği olarak vermek zorunda değilsiniz. Değişik tarifler yaratabilirsiniz.
- Çocuklara sabırla sağlıklı beslenmeyi, besinlerin vücutlarına neler yapabileceğini anlatın.
- Çikolata, şeker, tatlıyı ödül olarak kullanmayın. Bu sefer sebze yemek çocuk için atlatılması gereken bir süreç gibi gözükür. Bu davranış oturacağı için tatlı için sebze yemeğe başlayacaktır. Çocuğu ödüllendirin ama tatlı ile değil.
- Huzurlu bir aile ve yemek ortamı önemlidir. Eğer çocuk masada huzursuzsa, sohbet edilmeyen bir masada, ya da tartışılan bir masada ise duygusal olarak gerilir ya da ilgi çekmeye çalışır ya da dikkati yemediği besinlere çekmeye çalışabilir.
- Yemek ortamlarını değiştirebilirsiniz. TV seyrederken ya da oyun oynarken değil ama kendisini huzurlu ve mutlu hissettiği ev ortamında yedirebilirsiniz.
Yemek Yemeği Reddetme ve Az Yeme
Yemek yemeği reddetme küçük yaşlardaki çocuklarda görülebilen bozuk yeme davranışıdır. Bu durum kendini kaygı ve strese bağlı olarak ortaya çıkabilir. Ayrıca, yemek yemeği reddetme çocuklar için bireyselleşme ve bağımsızlık göstergesi de olabilmektedir. Eğer çocuğunuz yemek yemeği reddediyorsa ya da az yemek yiyorsa bu bireyselleşmesi ile bağlantılı olabilir. Yeme davranışı bir anlamda çocuğun bağımsızlığını ele almasının bir göstergesi olabilir. Çocuk yemek yemeği reddederek kendi seçimlerinin olduğunu göstermek isteyebilir. Kaygı veya okul stresi, anne ve baba ile ilgili problemler çocukta kaygı yaratabilir. Bu durum da yemek yeme davranışına yansıyabilir. Eğer ebeveynler çocuğa yeterince ilgi göstermiyorsa çocuk ilgi çekmek için yemek yemeği reddedebilir. Çocuğun gerçekten yemekle bir problemi var yoksa duygusal bir problemi mi var daha iyi gözlemlemek için farklı ortamlardaki yeme davranışları incelenmelidir.Neler Yapılabilir?
- Çocukta kaygı ve stres yaratan faktörleri belirlemeye çalışın gerekirse bu konuda bir uzmandan destek alın.
- Yemek yemese bile düzeli olarak sofraya oturmasını sağlayın çünkü böylece çocuk sofra adabı ve sağlıklı yeme davranışını öğrenmiş olur.
- Rahat ve huzurlu bir aile ortamı, sofrada sohbet edilip çocukla birşeyler paylaşmak yeme problemlerinin ortadan kalkması için önemlidir.
- Yemesi için baskı yapmak ters tepki yaratacaktır. Hiçbir çocuk kendini açlıktan öldürmez.
- Öğün aralarında abur cubur meyve suyu vermeyin ayrıca az yemek yediğini düşündüğünüz çocuğunuz belki de aslında o kadar da az yemiyordur. Yeterli kalori ihtyacını alıp almadııını anlamak için besin günlüğü tutun yani nerede, ne zaman ve ne yediğine dair.
Yeme Fobisi
Çok sık görülmemekle birlikte küçük yaştaki çocuklarda rastlanabilen yeme bozukluğudur. Yeme fobisi genelde çok nadir görülür ve yemekle ilgili travmatik bir olaydan sonra ortaya çıkar. Örneğin boğazına mısır patlağı kaçması, zehirlenme sonrası kusma gibi durumlardan sonra ortaya çıkar. Daha öncesinde zehirlenme ya da boğulma gibi deneyimleri olan çocuklar tekrar aynı şeyleri yaşayacakları korkusuyla yemek yemeye karşı fobik tepki verebilirler. Çocuk bu durumda yemeği reddeder. Sadece sıvı besinler alır.Neler Yapılabilir?
- Yemek yemesi için çocuğunuzu zorlamayın
- Yeme fobisi aşılması oldukça zor bir durumdur. Bu durumda mutlaka psikolojik destek alınması gerekir.
Aşırı Yeme
Aşırı yemenin çeşitli sebepleri olabilir. Psikolojik, davranışsal ve çevresel faktörler aşırı yeme davranışını tetikleyebilir. Can sıkıntısı, yorgunluk gibi duygular aşırı yemeği tetikleyebilir. Eğer anne veya baba duygularla baş etmek için aşırı yemeyi kullanıyorsa çocuk da duygularla baş etmek için aynı yönteme başvuracaktır. Tv seyrederken yemek, ayakta yemek, oyun oynarken yemek çocuğun ne kdr yediğini fark etmemesine sebep olacağı için yemeği sofrada ve yemeğe odaklanarak yemek aşırı yeme ataklarını önlemeye yardımcı olacaktır. Besinler konusunda yeterince bilgi sahibi olmama da çocuğun aşırı yemesine sebep olabilir. Diğer bir deyişle eger çocuk besinlerin vücuduna neler yapabileceğini bilmiyorsa yemeği kontrolsüzce yiyebilir. Çocuk ağladığı zaman anne ve baba çocuğa abur cubur veriyorsa çocuk da kendisini ii hissetmek için abur cubura odaklanır. Dolayısıyla abur cubur yemek kendisini duygusal açıdana tatmin etme yöntemine dönüşür.Neler Yapılabilir?
- Aşırı yemeyi önleyici faktörlerden bir tanesi anne ve babanın yeme davranışı konusunda iyi birer rol model olmasıdır. Duygusal problemleri yemek ile çözmeye çalışmama, fizyolojik ve duygusal açlığı birbirinden ayırmasını öğretmek ki bu da bedensel ipuçlarını dinlemeyi öğretmekle olur.
- Çocuğunuz ağladığında veya üzüldüğünde ona sevdiği yiyeceği verip o şekilde teselli etmek yerine ona sarılın. Yoksa yemek çocuk için üzüldüğünde kendisini teselli etme aracı haline gelir ki bu da yetişkinlik döneminde hızla kilo almasına sebep olacaktır.
- Yemeği ödül olarak kullanmayın. Yoksa hayatı boyunca yemeği bir ödül olarak görecek bu da yemekle sağlıklı bir ilişki kurmasını engelleyecektir.
- Sofrada sohbet ederek yemek yeme çocuğun yemekle olan ilişkisini olumlu anlamda etkileyecektir. Ailece sofraya oturmaya özen gösterin. Sofrada TV ye odaklanmak yerine sohbet edin. Yalnız gergin konuları konuşmaktan kaçının.
- TV karşısında, PC karşısında yemesine izin vermeyin. Yemek yerken yemeğe odaklanması açlık ve tokluk duygusunu algılamasına yardımcı olacaktır.
Okul Korkusu: Okul Öncesi Eğitime İlk Adım
OKULA ALIŞMA DÖNEMİ
Okula başlama vakti gelip çattığında ya da çocuğunuzun kreşe başlamasına karar verdiğinizde, ailedeki herkeste bir telaş başlar.
Ailedeki bu telaş görünürde çocuk için duyulan endişedir. Oysa görünmeyen yüzde anne başta olmak üzere ebeveynlerin çocukların ayrılma korkusudur.
... Eğitimciler, anneye bağlanmış, kopmak istemeyen o ufacık elleri tutar, öncelikle kendilerine güven duyması için ufacık adımlarla yaklaşırlar çocuklara. Yavaş yavaş öğretmenim diyeceği bu oyun arkadaşına güven duyan çocuk emin ellerde olduğunu hissettiğinde annesinden ayrılmaya hazır olur.
Bazen birkaç saat bazen birkaç gün bazen birkaç hafta süren bu alışma-oryantasyon dönemi bizler için tamamlandığında gerekli mesajı annelere vermekte çoğu zaman zorlanırız.
Kapıda bekleyen ebeveynlerinin elleri hep terli, hep titrek. Endişe içinde kendilerinden uzaklaşan çocuklarının peşinden gider gözleri.
Küçük eller anneye ‘Hoşça kal’ demek için kalkarken, anneler endişelerini çocuklarına yansıttıklarını fark etmezler. Yanında güven duyduğu biri olmadan bir çocuk asla annesine hoşçakal diyemez. Ama hoşçakal demek için sallanan eli tutup bırakmayan annelere kendi korkuları ile yüzleşmeyi öneriyorum.
Çocukların artık anneden ayrılıp okuldaki sosyal yaşam içine girme zamanı geldiğinde, uzayan uyum süreçlerinin sorumluluğunun çok büyük bir kısmı ebeveynlere aittir.
Çocuklar, ebeveynlerinin endişelerini hisseder, gözlerindeki korkuyu görürlerse kendilerine okul ortamında zarar geleceği gibi bir duygu içine girerler.
Öncelikle anne ve babaların, çocuklarına okula alışma konusunda güvenmeleri, okul ortamının ona getireceği faydalara inanarak, kararlı bir şekilde çocuklarını okula teslim etmeleri oldukça önem taşıyor.
Geniş bir aile içinde büyüyen ve okula büyükanne be büyükbabaları ile gelen çocuklarda ise aynı tutumu ve kararlılığı bu kez onlardan bekliyoruz.
Çocuklarımızın başkalarına güvenmesini ve kendilerini güvende hissetmesini beklemek için önce onların bakımını üstlenen yetişkinlerin eğitimcilere güvenmesi ve kuruma inanması gerekiyor.
Zamanı geldiğinde başkaları ile güvenli ilişkiler kurabilen , özgüveni yüksek çocuklar yetiştirmek için, önce onların bu süreci başarabileceğine inanmamız gerekiyor.
Unutmayınız ki, okul korkusu, okul öncesi eğitim çağına gelmiş çocuklarda kendiliğinden gelişen bir korku değildir. Öncelikle ebeveyn tutumlarından kaynaklıdır.
Çocukların huzuru öncelikle anne babanın güven ve huzurundan geçmektedir.
Sevgilerle
Psk. Ezgi Başaran
Okula başlama vakti gelip çattığında ya da çocuğunuzun kreşe başlamasına karar verdiğinizde, ailedeki herkeste bir telaş başlar.
Ailedeki bu telaş görünürde çocuk için duyulan endişedir. Oysa görünmeyen yüzde anne başta olmak üzere ebeveynlerin çocukların ayrılma korkusudur.
... Eğitimciler, anneye bağlanmış, kopmak istemeyen o ufacık elleri tutar, öncelikle kendilerine güven duyması için ufacık adımlarla yaklaşırlar çocuklara. Yavaş yavaş öğretmenim diyeceği bu oyun arkadaşına güven duyan çocuk emin ellerde olduğunu hissettiğinde annesinden ayrılmaya hazır olur.
Bazen birkaç saat bazen birkaç gün bazen birkaç hafta süren bu alışma-oryantasyon dönemi bizler için tamamlandığında gerekli mesajı annelere vermekte çoğu zaman zorlanırız.
Kapıda bekleyen ebeveynlerinin elleri hep terli, hep titrek. Endişe içinde kendilerinden uzaklaşan çocuklarının peşinden gider gözleri.
Küçük eller anneye ‘Hoşça kal’ demek için kalkarken, anneler endişelerini çocuklarına yansıttıklarını fark etmezler. Yanında güven duyduğu biri olmadan bir çocuk asla annesine hoşçakal diyemez. Ama hoşçakal demek için sallanan eli tutup bırakmayan annelere kendi korkuları ile yüzleşmeyi öneriyorum.
Çocukların artık anneden ayrılıp okuldaki sosyal yaşam içine girme zamanı geldiğinde, uzayan uyum süreçlerinin sorumluluğunun çok büyük bir kısmı ebeveynlere aittir.
Çocuklar, ebeveynlerinin endişelerini hisseder, gözlerindeki korkuyu görürlerse kendilerine okul ortamında zarar geleceği gibi bir duygu içine girerler.
Öncelikle anne ve babaların, çocuklarına okula alışma konusunda güvenmeleri, okul ortamının ona getireceği faydalara inanarak, kararlı bir şekilde çocuklarını okula teslim etmeleri oldukça önem taşıyor.
Geniş bir aile içinde büyüyen ve okula büyükanne be büyükbabaları ile gelen çocuklarda ise aynı tutumu ve kararlılığı bu kez onlardan bekliyoruz.
Çocuklarımızın başkalarına güvenmesini ve kendilerini güvende hissetmesini beklemek için önce onların bakımını üstlenen yetişkinlerin eğitimcilere güvenmesi ve kuruma inanması gerekiyor.
Zamanı geldiğinde başkaları ile güvenli ilişkiler kurabilen , özgüveni yüksek çocuklar yetiştirmek için, önce onların bu süreci başarabileceğine inanmamız gerekiyor.
Unutmayınız ki, okul korkusu, okul öncesi eğitim çağına gelmiş çocuklarda kendiliğinden gelişen bir korku değildir. Öncelikle ebeveyn tutumlarından kaynaklıdır.
Çocukların huzuru öncelikle anne babanın güven ve huzurundan geçmektedir.
Sevgilerle
Psk. Ezgi Başaran
Okul Öncesi Dönem Çocuğun Gelişim Özellikleri
3-6 YAŞ DÖNEMİNİN GELİŞİM ÖZELLİKLERİ VE UYGUN ANA BABA TUTUMLARI: 3 yaşını dolduran çocuklar hem fiziksel hem de zihinsel özellikleri bakımından oldukça gelişmiş durumdadır. Hareket koordinasyonları çok artmıştır. El becerileri oldukça gelişmiştir. Kalem kullanmaya, çizgiler çizmeye başlarlar. Dış dünyaya ve olgulara ilişkin sorular sorarlar ve çok meraklıdırlar. Sosyal anlamda çok gelişmiştirler. Başka çocuklarla bir arada olmaktan keyif duyarlar. Ben merkezcilik daha da azalmış olduğu için grup oyunlarında daha az sorun yaşarlar. Onlarla birlikte olmak için zaman zaman onların isteklerine de cevap vermesi gerektiğini öğrenir. Özellikle bu dönemde çocuk çevresindeki yetişkinlerin sorun çözme biçimlerini taklit eder. Yani bir problem çıktığında anne ve babası agresif davranıyorsa çocuk da benzer durumlarda agresif davranmayı öğrenir.
Anne-babaların özellikle bu dönemde çocuğun sosyal yönünü geliştirecek bir tavır içinde olmaları önemlidir. Ayrıca zihinsel gelişimi için çocukların sorularına uygun ve doğru yanıtlar bulmaları, öğrenme isteklerinin kırılmaması açısından önem taşımaktadır. Ayrıca çocuklar bu dönemde çok hareketlenirler ve tehlikelere maruz kalma olasılıkları artar. Kazaların en fazla rastlandığı yaş 4 yaş civarıdır. Bu nedenle de anne babaların çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Burada çocuğu hem korumak hem de bir çok şeyi denemesine fırsat vermek oldukça zor bir ayardır. Genellikle çocuğun güvenliği ön planda tutulmalıdır. Oysa çocuğun yaşam deneyimiyle öğreneceği şeylerin de hem zihinsel, hem fiziksel hem de duygusal gelişim açısından önemi çok büyüktür.
5 yaşına gelen çocuklar artık yetişkine çok daha az ihtiyaç duyar hale gelmişlerdir. Bu dönemde anne-babanın görevi çocuğun tüm yetenek ve ilgilerinin gelişmesine fırsat vermek ve onun otonomisini tamamıyla destekleyerek yaşına uygun sorumluluklar almasını sağlamaktır. Bu nedenle giyinme, temizlik vb. gibi kendi öz bakımının neredeyse tamamını kendi karşılamalı ve oda toplamak, eşya yerleştirmek, yemeğin hazırlanmasına-toplanmasına yardım vb. gibi evde bazı görevleri olmalıdır. Bu çocuğun kendine güvenmesi, değerli ve önemli hissetmesi açısından çok önem taşımaktadır.
Bu yaş korkuların sıkça görüldüğü bir yaştır. Bu korkularını tanımlamakta güçlükler yaşar. Bu durumda çocuğu dinlemek, korkusunun nedenini anlamaya çalışmak ve sakinleştirmek gerekmektedir.
Bu dönem de çocukların ilgilerinde de artış olur. Kitaplar, resim, müzik, doğa daha fazla ilgilerini çekmeye başlar ve birçok şeyi keşfetmek için deneyler yapmak isterler. Meraklarını gidermelerine olanak veren deneyimler sunmak ve resim malzemeleri almak, değişik müzik aletleriyle tanışmasına fırsat vermek gerekmektedir. Bu dönemde çocukların bazı öz
6 yaş, çocuğun bebeksi özelliklerinden neredeyse tamamen kurtulup mantıklı ve realist olmaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemde çocuk anne-babasının birçok duygu ve düşüncesini paylaşabilecek ve onlarla fikir alışverişinde bulunabilecek olgunluktadır. Hem anne-babasıyla arkadaş olabilir ama bir yandan da disipline ve kontrole ihtiyaç duyar. Sorumluluk alabilir. Evdeki ve okuldaki kurallara uyabilir. Kendini tanıma ve kanıtlama ihtiyacındadır. Bu nedenle başardığı ve çabaladığı konularda onu desteklemek ve ödüllendirmek olumlu yönlerini pekiştirmek açısından önem taşır. Arkadaşlık çok önemlidir. Sık sık yaşıtlarıyla birlikte olmak ister. Değişik sosyal ortamlara ihtiyaç duyar.
ÖZETLE
Anne-babaların çocuk sahibi olmadan önce hazır olup olmadıklarından emin olmalarının önemi büyüktür.eğer hazır hissediyorlarsa bir sonraki adım bebeği tanımak için gerekli hazırlıktır. Her çocuğun farklı kişiliği ve uyum biçimi olmakla beraber her yaşa ait belli başlı özellikler mevcuttur ve bu özellikleri bebek dünyaya gelmeden öğrenmek gerekmektedir. Yeni doğan döneminden 6 yaşa kadar olan dönem yaşamın öğrenme, gelişim ve kişiliğin oluşumu açısından en önemli dönemidir. Bu dönemde bakım ve sevgi kadar çocuğun psikolojik, fiziksel ve zihinsel ihtiyaçlarını da tanımak ve karşılamak önem taşımaktadır. Çocuğun tüm ihtiyaçlarını uygun şekilde karşılamak ve onu sağlıklı yetişkin olarak hayata hazırlamak birinci derecede anne-babanın sorumluluğundadır.
3-4 YAŞ DAVRANIŞLARI
Koşar, zıplar ve tırmanır.
Kendi kendine yemek yiyebilir, fincandan içebilir.
Bazı şeyleri dökmeden taşıyabilir.
Kendinin soyunup giydirilmesine yardımcı olabilir.
Öğle uykusuna yatmayabilir fakat sessizce oynar.
Yetişkinlere cevap verebilir, onaylarını ister.
Onay görmediğini belirten ifadelere duyarlıdır.
İşbirliğine girer, basit işler için bir yere gönderildiğinde koşarak gider.
“Ben de” dönemidir. Her şeyin içinde yer almak ister.
Her şeyi merak eder.
Hayal gücü kuvvetlidir. Karanlıktan ve hayvanlardan korkabilir.
Hayali arkadaşları olabilir.
Konuşkandır. Genellikle kısa cümleler kurar.
Bekleyebilir ama sabrı azdır.
Oyuncakları sepete toplama gibi küçük sorumluluklar alabilir.
Kendi kendine gayet iyi oynar fakat grup oyunlarında problemlerle karşılaşır.
Karşı cinsten ebeveyne yakınlık duyar fakat zaman zaman değiştirebilir.
Kıskançtır. Özellikle yeni bir bebeğe tahammül edemez.
Suçluluk duyabilir.
Sürekli sızlanarak, ağlayarak ve sevgiyi garanti etmeye çalışarak duygusal açıdan güvensiz olduğunu gösterebilir.
Parmak emerek, tırnak yiyerek vb davranışlarla gerginliğini azaltmaya çalışabilir.
Kendini ifade etmeye çok açıktır.
4-5 YAŞ DAVRANIŞLARI
Kilo almaya ve boyu uzamaya devam eder.
Hareketlerindeki koordinasyon artar.
Yeme, uyuma ve dışkılama alışkanlıkları düzenlidir.
Çok hareketlidir.
Bir şeylere başlar ama her zaman başladığını bitirmez.
Patron gibi davranır.
Diğer çocuklarla oynar fakat sürekli kendini savunur ve korur.
Kavgaları kısa sürer.
Büyük bir filozof gibi güzel konuşur.
Hikayeler anlatır ve abartır.
Uygunsuz sözcükleri yerli yersiz kullanır.
Heceleri bir araya getirerek anlamsız sözcükler üretmekten hoşlanır.
Güler, kikirder.
Her şeyi ağırdan alır oyalanır.
Söylendiğinde elini yüzünü yıkar.
Nasıl? Ve Niçin? soruları sorar.
Etkin bir hayal gücü vardır.
Akranlarına bağımlılık gösterir.
3-4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ
3 ve 4 yaş, içinde barındırdığı ben merkezcilik ve inatçılık özelliklerinden dolayı oldukça zorlu bir dönemdir. Bu iki baskın özellik 4 yaş civarında biraz daha azalsa da bu yaş dönemlerinin en karakteristik özelliğidir. Okulumuza yeni başlayan çocuklarımız artık yuva yaşamımıza iyice alıştılar. Bu minik ekibe şöyle bir göz attığımızda en sevdikleri kelimelerin “hayır”, “ben”, “ben yapacağım” olduğunu rahatlıkla görebiliriz. İnatçı ve kararlı tutumları, isteklerine “hayır” dendiğinde geçirilen öfke nöbetleri ve ağlama krizleri hep bu dönemin karakteristik özellikleridir.genelde 2,5-3 yaş civarındaki tüm çocuklarımızda bu davranışların zaman zaman gözlenmesi çok doğaldır. Yine bu yaş grubundaki çocuklarımız, okula başlayarak birey olma yolunda çok ciddi bir adım atmış olurlar. Artık onlarında kendilerine ait bir dünyaları vardır. buna paralel olarak gittikçe daha çok sosyalleşirler, zihinsel olarak gelişir ve kelime hazineleri hızla gelişir.
Henüz konuşmayı beceremeyen miniklerimiz ise zamanla daha çok kelime öğrenip “çok kısa bir zaman içinde 2 yada 3′er kelimelik cümleler kurmaya başlarlar.” Bu yaş grubu henüz bizim “paralel oyun” dediğimiz dönemdedir. Yani birbirleriyle oyun kurmaktan çok, oyuncağa yönelik oyunlar oynarlar. Diğer arkadaşları ile ancak elindeki oyuncak alındığında ilişki kurarlar. Zaman zaman paylaşma konusunda yaşadıkları zorlukları arkadaşlarına fiziksel zarar verme boyutuna da taşıyabilirler ( vurma, bağırma, ısırma vb. ). Aslında 2,5-3 yaş grubunda, bu tür durumlarda yaşananlar doğal tepkilerdir. Öğretmenlerimizin uyarıları ile bu tarz davranışlar kısa süre içinde yerini paylaşımcılığa bırakır.
Geçen yıl minicik birer leblebi olarak yuvamıza başlayan çocuklarımız büyüdüler ve bu yıl 4 yaş oldular. Küçük yaş grubumuzda şimdi yaşadığımız bir çok zorluğu geçen yıl onlarla da yaşadık ve aştık. Artık 4 yaş olan çocuklarımız bizim “kooperatif oyun” dediğimiz döneme girdiler. Yani birlikte oynayıp, oyun kurup, yaşadıklarını oyunlarına yansıtıyorlar.
Daha sakin ve uyumlu bir döneme girdiler. Bu yaş grubumuzun en önemli özelliği meraktır. “Ne. Nedir, niye?” tarzındaki soruları ardı arkasına sorabilirler. Detaycı ve araştırmacıdırlar. 3 yaşa oranla son derece gelişmiş kelime hazineleri vardır. hayal güçleri çok iyi çalışır ve bunu oyunlarında çok güzel kullanırlar. Bu dönemde yaşanabilecek en karakteristik sorun gece uyanmaları ve gece korkularıdır. Yaratıcılık gerektiren her türlü aktiviteden ( ritim çalışmaları, drama, resim vb.) çok hoşlanırlar.
MOTOR GELİŞİM VE ÖZELLİKLERİ
Üç dört yaş arası:
Tek ayağı üzerinde uzun süre durabilir, ayakkabısını giyer, kendini doyurabilir, düz çizgi çizebilir, tek başına dolaşmaya çalışır, çift ayakla 40 cm sıçrayabilir, öne takla atabilir, yardımsız kaydıraktan kayabilir, çömelip kalkma hareketini rahatlıkla yapabilir, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir, 40-50 cm den aşağı atlayabilir, tek ayakla sıçrayabilir, dans etme müzikle beraber tempo tutma, zıplayan topu eli ile tutma, kağıttaki şekilleri boyar, 3-4 renk eşleştirebilir, aynı kartları eşleştirebilir, bazı harfleri eşleştirebilir, artı eksi yapabilir.
Dört altı yaş arası:
Makasla kağıtları kesebilir, bakarak 1 den 8-9 a kadar sayı yazabilir, öğretilirse adını yazabilir, sek sek oynayabilir, üçgen ve kareyi kopyalar, kendi giyinir kendi soyunur, ayakkabısını bağlar, yüzünü yıkar, dişini fırçalar, altı yaşında iki tekerlekli bisiklete binebilir, el becerileri gözle görülür bir şekilde gelişir.
DİL GELİŞİMİ VE ÖZELLİKLERİ
Üç dört yaş arası:
Konuşma ve cümle kurması erişkine iyice benzemeye başlar, kendine ait yaş, soy ad gibi özellikleri bilir, ezberlediği şarkı sözleri vb rahatlıkla söyler, erişkinler ile rahat sohbet edebilir.
Dört altı yaş arası:
Grup halinde olan konuşmalara katılır, hikaye ve masal anlatır, sayı sayar, kelime hazinesi iyice artmıştır, sıfatları rahat kullanmaya başlar, cümle yapısı ve şekli erişkinle hemen hemen benzer, isteklerini ayrıntılarıyla birlikte anlatabilir.
SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ ÖZELLİKLERİ
Üç dört yaş arası:
Diğer çocuklarla etkileşim ve iletişimi iyice artmıştır, yetişkinlerin söylediklerinin büyük çoğunluğunu anlar, oyunlarındaki kurallara uymaya çalışır, kıyafetlerinin tamamını çıkarabilir, gece tuvalet kontrolünü sağlayabilir, el yüz yıkama diş fırçalama işlemini yapar.
Dört altı yaş arası:
Sosyal hayata adapte olmaya çalışır, arkadaşları ile uyumu artar, TV de bazı programları takip eder, kendine has özellikler belirir, etrafla etkileşimi iyice artar, kendisi masal anlatabilir.
3-6 YAŞTA AİLE İÇİ DİSİPLİN
Günlük yaşam içinde ailelerin sıklıkla karşılaştıkları ilk çocukluk dönemi zorluklarının başında “disiplin” gelmektedir. Anne-babalar çocuklarını eğitirken neleri yapıp neleri yapmamaları konusunda sık sık belirsizlik yaşarlar.
Aile, uzmanlar tarafından “canlı bir sistem” olarak tanımlanır. Ailenin de büyümesi, gelişmesi, dönemsel zorluklardan geçmesi söz konusudur. Tüm yaşam süreci içinde, pek çok krizi atlatmakta belki de en önemli unsur, aile içindeki “güç dengesi”dir. Biliyoruz ki çocuklar güç kullanmayı severler. Ancak yine biliyoruz ki; gücü hissetmeyi ve güçlü anne-babaya sahip olmayı çok daha fazla severler.
Anne-baba aile içinde gücü kullanma hakkı ve becerisi yönünden daima çocuklardan daha yukarıda yer almalıdır. Çoğu zaman aile içindeki bu “güç dengesi”nin bozulması ile krizler çıkar ve sorun çözme zorlaşır. Şüphesiz çocuklarında karar verme, seçim yapma, kabul etme yada etmeme hakları vardır. ev içinde birey olarak varlık alanlarına daima saygı duyulmalıdır. Ancak bu alan anne-babanın ortak inançları doğrultusunda oluşturdukları bir hat içerisinde olmalıdır. Bu anne-babanın konforundan çok çocukların güvenliği için gereklidir. Unutulmamalıdır ki çocuklar sinir içinde daima daha güvendedirler.
Disiplin teorik olarak kızgınlık yada sertlik içermez. Disiplin; karalılık, düzen ve belirlenmiş kurallara işaret eder. Anne-babalar çocuk büyütürken hata yaparlar, pek çok şeyi deneme-yanılma yoluyla bulurlar yada bazen sorun çözme becerilerini kullanamaz olurlar. Aile içinde oluşturulmuş koşulsuz sevgi, güven açık iletişim sayesinde her zaman, her durum yeniden yapılandırılabilir.
ÇOCUĞA NASIL YARDIMCI OLUNUR?
3. YAŞ:
Benlik ve cinsiyet duygusu gelişir.
Kağıt kalem ve boya verilerek resim yapmaya özendirilir.
Nesneler tanıtılabilir. (Bana kırmızı kovayı ver, büyük arabayı ver gibi)
Çocuğun diğer çocuklarla ilişki kurması sağlanmalı. (dil gelişimi için)
Çocukla büyük-küçük ve uzun-kısa oyunları oynayın.
Resimler kitaplar gösterin ilk sayfayı siz anlatın diğer onun anlatmasını isteyin. (Neden-Sonuç ilişkisi kurun)
Önüne renkli oyuncaklar koyun ve renklerini söylemesini isteyin doğru söylerse ödüllendirin.
Nesneleri sözel olarak sağa sola öne arkaya koymasını isteyin doğru yaptığında ödüllendirin.
Kışlık ve yazlık kıyafetlerini kendisinin seçmesine izin verin onunla sürtüşmeyin.
Kitap alırken kitabını kendisinin seçmesine izin verin.
Hadi oyuncaklarını toplayalım diyerek onu özendirin
Çocuğu ilgilendiği davranışa yöneltmek istenmeyen davranıştan vazgeçirebilir.
4. YAŞ:
Çocukla konuşurken tam ve düzgün cümleler kurmaya dikkat edin onu ver yerine kalemi ver deyin.
Çocuğunuzun sorularına sabırla doğru yanıtlar verin onunla evde TV seyretmektense yürüyüşlere çıkın, tiyatro, sinema vs. gidin.
Çocuğa bütün bu yaptıklarınızı keyifle yaptığınızı hissettirin. Çünkü çocuk bunları göreviniz için yaptığınızı beden dilinizden anlayabilir.
5. YAŞ:
Anne-baba çocuğun sorularına bıkmadan cevap verip olayları sebep sonuç ilişkisi içinde anlatırsa hem çocuğun sözcük bilgisi artmış ve merakını tatmin etmiş hem de olayları birbirine bağlamasına yardım etmiş olur. Örneğin; Camdan dışarı bakma yerine camdan dışarı sarkarsan düşersin denmesi çocuk için tatmin edici olur.
Çocuğa ucu küt makas verilerek dergilerden resim kesmesi istenirse ince motor ve kasları geliştirilmiş olur.
KAYNAKLAR:
1) Çocuğun ilk altı yılı – Haluk Yavuzer – Remzi Kitabevi
2) www.minikeller.com
5 yaşına gelen çocuklar artık yetişkine çok daha az ihtiyaç duyar hale gelmişlerdir. Bu dönemde anne-babanın görevi çocuğun tüm yetenek ve ilgilerinin gelişmesine fırsat vermek ve onun otonomisini tamamıyla destekleyerek yaşına uygun sorumluluklar almasını sağlamaktır. Bu nedenle giyinme, temizlik vb. gibi kendi öz bakımının neredeyse tamamını kendi karşılamalı ve oda toplamak, eşya yerleştirmek, yemeğin hazırlanmasına-toplanmasına yardım vb. gibi evde bazı görevleri olmalıdır. Bu çocuğun kendine güvenmesi, değerli ve önemli hissetmesi açısından çok önem taşımaktadır.
Bu yaş korkuların sıkça görüldüğü bir yaştır. Bu korkularını tanımlamakta güçlükler yaşar. Bu durumda çocuğu dinlemek, korkusunun nedenini anlamaya çalışmak ve sakinleştirmek gerekmektedir.
Bu dönem de çocukların ilgilerinde de artış olur. Kitaplar, resim, müzik, doğa daha fazla ilgilerini çekmeye başlar ve birçok şeyi keşfetmek için deneyler yapmak isterler. Meraklarını gidermelerine olanak veren deneyimler sunmak ve resim malzemeleri almak, değişik müzik aletleriyle tanışmasına fırsat vermek gerekmektedir. Bu dönemde çocukların bazı öz
6 yaş, çocuğun bebeksi özelliklerinden neredeyse tamamen kurtulup mantıklı ve realist olmaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemde çocuk anne-babasının birçok duygu ve düşüncesini paylaşabilecek ve onlarla fikir alışverişinde bulunabilecek olgunluktadır. Hem anne-babasıyla arkadaş olabilir ama bir yandan da disipline ve kontrole ihtiyaç duyar. Sorumluluk alabilir. Evdeki ve okuldaki kurallara uyabilir. Kendini tanıma ve kanıtlama ihtiyacındadır. Bu nedenle başardığı ve çabaladığı konularda onu desteklemek ve ödüllendirmek olumlu yönlerini pekiştirmek açısından önem taşır. Arkadaşlık çok önemlidir. Sık sık yaşıtlarıyla birlikte olmak ister. Değişik sosyal ortamlara ihtiyaç duyar.
ÖZETLE
Anne-babaların çocuk sahibi olmadan önce hazır olup olmadıklarından emin olmalarının önemi büyüktür.eğer hazır hissediyorlarsa bir sonraki adım bebeği tanımak için gerekli hazırlıktır. Her çocuğun farklı kişiliği ve uyum biçimi olmakla beraber her yaşa ait belli başlı özellikler mevcuttur ve bu özellikleri bebek dünyaya gelmeden öğrenmek gerekmektedir. Yeni doğan döneminden 6 yaşa kadar olan dönem yaşamın öğrenme, gelişim ve kişiliğin oluşumu açısından en önemli dönemidir. Bu dönemde bakım ve sevgi kadar çocuğun psikolojik, fiziksel ve zihinsel ihtiyaçlarını da tanımak ve karşılamak önem taşımaktadır. Çocuğun tüm ihtiyaçlarını uygun şekilde karşılamak ve onu sağlıklı yetişkin olarak hayata hazırlamak birinci derecede anne-babanın sorumluluğundadır.
3-4 YAŞ DAVRANIŞLARI
Koşar, zıplar ve tırmanır.
Kendi kendine yemek yiyebilir, fincandan içebilir.
Bazı şeyleri dökmeden taşıyabilir.
Kendinin soyunup giydirilmesine yardımcı olabilir.
Öğle uykusuna yatmayabilir fakat sessizce oynar.
Yetişkinlere cevap verebilir, onaylarını ister.
Onay görmediğini belirten ifadelere duyarlıdır.
İşbirliğine girer, basit işler için bir yere gönderildiğinde koşarak gider.
“Ben de” dönemidir. Her şeyin içinde yer almak ister.
Her şeyi merak eder.
Hayal gücü kuvvetlidir. Karanlıktan ve hayvanlardan korkabilir.
Hayali arkadaşları olabilir.
Konuşkandır. Genellikle kısa cümleler kurar.
Bekleyebilir ama sabrı azdır.
Oyuncakları sepete toplama gibi küçük sorumluluklar alabilir.
Kendi kendine gayet iyi oynar fakat grup oyunlarında problemlerle karşılaşır.
Karşı cinsten ebeveyne yakınlık duyar fakat zaman zaman değiştirebilir.
Kıskançtır. Özellikle yeni bir bebeğe tahammül edemez.
Suçluluk duyabilir.
Sürekli sızlanarak, ağlayarak ve sevgiyi garanti etmeye çalışarak duygusal açıdan güvensiz olduğunu gösterebilir.
Parmak emerek, tırnak yiyerek vb davranışlarla gerginliğini azaltmaya çalışabilir.
Kendini ifade etmeye çok açıktır.
4-5 YAŞ DAVRANIŞLARI
Kilo almaya ve boyu uzamaya devam eder.
Hareketlerindeki koordinasyon artar.
Yeme, uyuma ve dışkılama alışkanlıkları düzenlidir.
Çok hareketlidir.
Bir şeylere başlar ama her zaman başladığını bitirmez.
Patron gibi davranır.
Diğer çocuklarla oynar fakat sürekli kendini savunur ve korur.
Kavgaları kısa sürer.
Büyük bir filozof gibi güzel konuşur.
Hikayeler anlatır ve abartır.
Uygunsuz sözcükleri yerli yersiz kullanır.
Heceleri bir araya getirerek anlamsız sözcükler üretmekten hoşlanır.
Güler, kikirder.
Her şeyi ağırdan alır oyalanır.
Söylendiğinde elini yüzünü yıkar.
Nasıl? Ve Niçin? soruları sorar.
Etkin bir hayal gücü vardır.
Akranlarına bağımlılık gösterir.
3-4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ
3 ve 4 yaş, içinde barındırdığı ben merkezcilik ve inatçılık özelliklerinden dolayı oldukça zorlu bir dönemdir. Bu iki baskın özellik 4 yaş civarında biraz daha azalsa da bu yaş dönemlerinin en karakteristik özelliğidir. Okulumuza yeni başlayan çocuklarımız artık yuva yaşamımıza iyice alıştılar. Bu minik ekibe şöyle bir göz attığımızda en sevdikleri kelimelerin “hayır”, “ben”, “ben yapacağım” olduğunu rahatlıkla görebiliriz. İnatçı ve kararlı tutumları, isteklerine “hayır” dendiğinde geçirilen öfke nöbetleri ve ağlama krizleri hep bu dönemin karakteristik özellikleridir.genelde 2,5-3 yaş civarındaki tüm çocuklarımızda bu davranışların zaman zaman gözlenmesi çok doğaldır. Yine bu yaş grubundaki çocuklarımız, okula başlayarak birey olma yolunda çok ciddi bir adım atmış olurlar. Artık onlarında kendilerine ait bir dünyaları vardır. buna paralel olarak gittikçe daha çok sosyalleşirler, zihinsel olarak gelişir ve kelime hazineleri hızla gelişir.
Henüz konuşmayı beceremeyen miniklerimiz ise zamanla daha çok kelime öğrenip “çok kısa bir zaman içinde 2 yada 3′er kelimelik cümleler kurmaya başlarlar.” Bu yaş grubu henüz bizim “paralel oyun” dediğimiz dönemdedir. Yani birbirleriyle oyun kurmaktan çok, oyuncağa yönelik oyunlar oynarlar. Diğer arkadaşları ile ancak elindeki oyuncak alındığında ilişki kurarlar. Zaman zaman paylaşma konusunda yaşadıkları zorlukları arkadaşlarına fiziksel zarar verme boyutuna da taşıyabilirler ( vurma, bağırma, ısırma vb. ). Aslında 2,5-3 yaş grubunda, bu tür durumlarda yaşananlar doğal tepkilerdir. Öğretmenlerimizin uyarıları ile bu tarz davranışlar kısa süre içinde yerini paylaşımcılığa bırakır.
Geçen yıl minicik birer leblebi olarak yuvamıza başlayan çocuklarımız büyüdüler ve bu yıl 4 yaş oldular. Küçük yaş grubumuzda şimdi yaşadığımız bir çok zorluğu geçen yıl onlarla da yaşadık ve aştık. Artık 4 yaş olan çocuklarımız bizim “kooperatif oyun” dediğimiz döneme girdiler. Yani birlikte oynayıp, oyun kurup, yaşadıklarını oyunlarına yansıtıyorlar.
Daha sakin ve uyumlu bir döneme girdiler. Bu yaş grubumuzun en önemli özelliği meraktır. “Ne. Nedir, niye?” tarzındaki soruları ardı arkasına sorabilirler. Detaycı ve araştırmacıdırlar. 3 yaşa oranla son derece gelişmiş kelime hazineleri vardır. hayal güçleri çok iyi çalışır ve bunu oyunlarında çok güzel kullanırlar. Bu dönemde yaşanabilecek en karakteristik sorun gece uyanmaları ve gece korkularıdır. Yaratıcılık gerektiren her türlü aktiviteden ( ritim çalışmaları, drama, resim vb.) çok hoşlanırlar.
MOTOR GELİŞİM VE ÖZELLİKLERİ
Üç dört yaş arası:
Tek ayağı üzerinde uzun süre durabilir, ayakkabısını giyer, kendini doyurabilir, düz çizgi çizebilir, tek başına dolaşmaya çalışır, çift ayakla 40 cm sıçrayabilir, öne takla atabilir, yardımsız kaydıraktan kayabilir, çömelip kalkma hareketini rahatlıkla yapabilir, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir, 40-50 cm den aşağı atlayabilir, tek ayakla sıçrayabilir, dans etme müzikle beraber tempo tutma, zıplayan topu eli ile tutma, kağıttaki şekilleri boyar, 3-4 renk eşleştirebilir, aynı kartları eşleştirebilir, bazı harfleri eşleştirebilir, artı eksi yapabilir.
Dört altı yaş arası:
Makasla kağıtları kesebilir, bakarak 1 den 8-9 a kadar sayı yazabilir, öğretilirse adını yazabilir, sek sek oynayabilir, üçgen ve kareyi kopyalar, kendi giyinir kendi soyunur, ayakkabısını bağlar, yüzünü yıkar, dişini fırçalar, altı yaşında iki tekerlekli bisiklete binebilir, el becerileri gözle görülür bir şekilde gelişir.
DİL GELİŞİMİ VE ÖZELLİKLERİ
Üç dört yaş arası:
Konuşma ve cümle kurması erişkine iyice benzemeye başlar, kendine ait yaş, soy ad gibi özellikleri bilir, ezberlediği şarkı sözleri vb rahatlıkla söyler, erişkinler ile rahat sohbet edebilir.
Dört altı yaş arası:
Grup halinde olan konuşmalara katılır, hikaye ve masal anlatır, sayı sayar, kelime hazinesi iyice artmıştır, sıfatları rahat kullanmaya başlar, cümle yapısı ve şekli erişkinle hemen hemen benzer, isteklerini ayrıntılarıyla birlikte anlatabilir.
SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ ÖZELLİKLERİ
Üç dört yaş arası:
Diğer çocuklarla etkileşim ve iletişimi iyice artmıştır, yetişkinlerin söylediklerinin büyük çoğunluğunu anlar, oyunlarındaki kurallara uymaya çalışır, kıyafetlerinin tamamını çıkarabilir, gece tuvalet kontrolünü sağlayabilir, el yüz yıkama diş fırçalama işlemini yapar.
Dört altı yaş arası:
Sosyal hayata adapte olmaya çalışır, arkadaşları ile uyumu artar, TV de bazı programları takip eder, kendine has özellikler belirir, etrafla etkileşimi iyice artar, kendisi masal anlatabilir.
3-6 YAŞTA AİLE İÇİ DİSİPLİN
Günlük yaşam içinde ailelerin sıklıkla karşılaştıkları ilk çocukluk dönemi zorluklarının başında “disiplin” gelmektedir. Anne-babalar çocuklarını eğitirken neleri yapıp neleri yapmamaları konusunda sık sık belirsizlik yaşarlar.
Aile, uzmanlar tarafından “canlı bir sistem” olarak tanımlanır. Ailenin de büyümesi, gelişmesi, dönemsel zorluklardan geçmesi söz konusudur. Tüm yaşam süreci içinde, pek çok krizi atlatmakta belki de en önemli unsur, aile içindeki “güç dengesi”dir. Biliyoruz ki çocuklar güç kullanmayı severler. Ancak yine biliyoruz ki; gücü hissetmeyi ve güçlü anne-babaya sahip olmayı çok daha fazla severler.
Anne-baba aile içinde gücü kullanma hakkı ve becerisi yönünden daima çocuklardan daha yukarıda yer almalıdır. Çoğu zaman aile içindeki bu “güç dengesi”nin bozulması ile krizler çıkar ve sorun çözme zorlaşır. Şüphesiz çocuklarında karar verme, seçim yapma, kabul etme yada etmeme hakları vardır. ev içinde birey olarak varlık alanlarına daima saygı duyulmalıdır. Ancak bu alan anne-babanın ortak inançları doğrultusunda oluşturdukları bir hat içerisinde olmalıdır. Bu anne-babanın konforundan çok çocukların güvenliği için gereklidir. Unutulmamalıdır ki çocuklar sinir içinde daima daha güvendedirler.
Disiplin teorik olarak kızgınlık yada sertlik içermez. Disiplin; karalılık, düzen ve belirlenmiş kurallara işaret eder. Anne-babalar çocuk büyütürken hata yaparlar, pek çok şeyi deneme-yanılma yoluyla bulurlar yada bazen sorun çözme becerilerini kullanamaz olurlar. Aile içinde oluşturulmuş koşulsuz sevgi, güven açık iletişim sayesinde her zaman, her durum yeniden yapılandırılabilir.
ÇOCUĞA NASIL YARDIMCI OLUNUR?
3. YAŞ:
Benlik ve cinsiyet duygusu gelişir.
Kağıt kalem ve boya verilerek resim yapmaya özendirilir.
Nesneler tanıtılabilir. (Bana kırmızı kovayı ver, büyük arabayı ver gibi)
Çocuğun diğer çocuklarla ilişki kurması sağlanmalı. (dil gelişimi için)
Çocukla büyük-küçük ve uzun-kısa oyunları oynayın.
Resimler kitaplar gösterin ilk sayfayı siz anlatın diğer onun anlatmasını isteyin. (Neden-Sonuç ilişkisi kurun)
Önüne renkli oyuncaklar koyun ve renklerini söylemesini isteyin doğru söylerse ödüllendirin.
Nesneleri sözel olarak sağa sola öne arkaya koymasını isteyin doğru yaptığında ödüllendirin.
Kışlık ve yazlık kıyafetlerini kendisinin seçmesine izin verin onunla sürtüşmeyin.
Kitap alırken kitabını kendisinin seçmesine izin verin.
Hadi oyuncaklarını toplayalım diyerek onu özendirin
Çocuğu ilgilendiği davranışa yöneltmek istenmeyen davranıştan vazgeçirebilir.
4. YAŞ:
Çocukla konuşurken tam ve düzgün cümleler kurmaya dikkat edin onu ver yerine kalemi ver deyin.
Çocuğunuzun sorularına sabırla doğru yanıtlar verin onunla evde TV seyretmektense yürüyüşlere çıkın, tiyatro, sinema vs. gidin.
Çocuğa bütün bu yaptıklarınızı keyifle yaptığınızı hissettirin. Çünkü çocuk bunları göreviniz için yaptığınızı beden dilinizden anlayabilir.
5. YAŞ:
Anne-baba çocuğun sorularına bıkmadan cevap verip olayları sebep sonuç ilişkisi içinde anlatırsa hem çocuğun sözcük bilgisi artmış ve merakını tatmin etmiş hem de olayları birbirine bağlamasına yardım etmiş olur. Örneğin; Camdan dışarı bakma yerine camdan dışarı sarkarsan düşersin denmesi çocuk için tatmin edici olur.
Çocuğa ucu küt makas verilerek dergilerden resim kesmesi istenirse ince motor ve kasları geliştirilmiş olur.
KAYNAKLAR:
1) Çocuğun ilk altı yılı – Haluk Yavuzer – Remzi Kitabevi
2) www.minikeller.com
Kaydol:
Yorumlar (Atom)